Seçilmiş bir kadının kıyafeti üzerinden yürütülen tartışmalar, eleştirinin sınırlarını değil, toplumun hâlâ aşamadığı önyargıları ortaya koyuyor. Görünüşe odaklanan bu dil, asıl konuşulması gereken sorumlulukları gölgede bırakıyor.
Son günlerde, seçilmiş bir kadının kıyafeti üzerinden yapılan yorumlar, kamusal alandaki tartışma düzeyini bir kez daha sorgulatıyor. Bir yöneticiyi, yaptığı işler yerine dış görünüşüyle değerlendirmek; eleştiri değil, kolaycılıktır.
Seçilmiş olmak, bir sorumluluk alanıdır. Bu sorumluluk; hizmet üretmek, karar almak ve toplumun ihtiyaçlarına çözüm bulmakla ilgilidir. Kıyafetle ya da kişisel tercihlerle değil.
Özellikle kadınlar söz konusu olduğunda, bu tür değerlendirmelerin daha sık ve daha sert yapıldığı inkâr edilemez bir gerçektir. Erkek yöneticilerin nadiren karşılaştığı bu tutum, kadınlar için neredeyse olağan kabul edilir hâle gelmiştir. Bu da açık bir çifte standarda işaret eder.
Bir seçilmişi eleştirmenin yolu bellidir:
Yaptıkları, yapmadıkları ve sonuçları.
Görünüş üzerinden yürütülen tartışmalar, eleştiriyi içerikten koparır ve tartışma zeminini sığlaştırır. Bugün bir kadının kıyafeti gündem yapılabiliyorsa, yarın başka kişisel özellikler de rahatlıkla hedef hâline getirilebilir.
Kıyafet, bir yöneticinin ne yeterliliğini ne de sorumluluk bilincini gösterir.
Toplumun ihtiyacı olan şey; kişisel tercihler üzerinden hüküm vermek değil, kamusal görevlerin nasıl yerine getirildiğini konuşmaktır. Aksi hâlde tartışma, olması gereken yerden uzaklaşır.
İnsanlar, nasıl göründükleriyle değil; ne yaptıklarıyla değerlendirilmelidir.
Eleştirinin yönü görünüşe değil, sorumluluğa çevrilmedikçe bu kısır döngü devam edecektir.