Yılın ikinci yarısında uygulanmaya başlayacak olan ETS ile karbon, piyasa koşullarında fiyatlanan somut bir unsura dönüşüyor. Belirli sektörlerdeki işletmelere tanınan emisyon tahsisatları, sınırları aşan firmalar için ek mali yükler ve yaptırımlar anlamına geliyor. Buna karşılık, emisyonunu düşük tutan şirketler kullanmadıkları tahsisatları satarak gelir elde edebilecek.
Özellikle sanayi, enerji ve ihracat odaklı sektörlerde karbon, bütçeleri doğrudan etkileyen stratejik bir risk alanı olarak tanımlanıyor.
Dijitalleşme: Karbonu Kaynağında Kurutmanın YoluŞirketlerin karbon maliyetinden kurtulmak için karbonu sonradan telafi etmek yerine, üretimi esnasında engellemesi gerekiyor. TÜRKKEP’e göre çözüm; kâğıt tüketimi, baskı süreçleri, fiziksel arşivleme ve lojistik gibi karbon yoğun süreçlerin dijitalleştirilmesinden geçiyor.
TÜRKKEP Genel Müdürü Olcay Yıldız, bu yeni dönemi şu sözlerle özetliyor:
"Asıl soru ‘karbon bedelini nasıl öderim’ değil, ‘bu karbonu neden üretiyorum’ olmalı. Kağıt ve fiziksel evrak süreçlerini dijital ortama taşıyarak karbonu hiç üretmemek mümkün."
SKDM ve İhracatta Karbon Vergisi RiskiAvrupa Birliği’nin 2050 karbon-nötr hedefi doğrultusunda hayata geçirdiği Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması (SKDM), ihracatçılar için süreci daha da kritik hale getiriyor. Yüksek karbon salımıyla üretim yapan firmalar, AB’ye ihracat yaparken ek vergilerle karşılaşacak. Bu noktada dijital dönüşüm araçları olan;
KEP (Kayıtlı Elektronik Posta)
e-İmza ve e-Mühür
e-Belge ve e-Saklama
KEP İK
gibi çözümler, şirketlerin hem yerel ETS hem de küresel SKDM süreçlerine tam uyum sağlamasına olanak tanıyor.
Sonuç: Sürdürülebilir Rekabet İçin Dijital AltyapıKarbon maliyetlerini yönetmek ve küresel pazarda rekabet gücünü korumak isteyen şirketler için dijitalleşme artık bir seçenek değil, zorunluluktur. İş süreçlerini elektronik ortama taşıyan markalar, karbon ayak izini düşürerek geleceğin ekonomisinde sağlam bir yer ediniyor.